USD32,53
EURO34,63
JPY0,211000
RUB0,345300
GBP40,54
EURO/USD1,06
BIST9.598,57
GR. ALTIN2.493,78
BTC62.121,28

Siyasette değişim şarttır

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) düzenlediği 5. İstanbul Kent Sempozyumu’nda; “Ben belediye başkanlığı dönemime başlamadan önce, yani siyasete dahil olduğum an itibarıyla bir yerel yönetici olmayı elbette hedef koyduğumu iyi biliyorum ama o zaman düşünce olarak, kendi bakış açımla doğru olmayan, ters giden bir kısım süreçleri değiştirebilmenin ve değişimin şart olduğunu, aksi takdirde mutlu olamayacağımı bilen bir birey olarak yola çıkmıştım” dedi.

Siyasette değişim şarttır

TMMOB tarafından düzenlenen 5. İstanbul Kent Sempozyumu, Harbiye Askeri Müzesi’nde bugün başladı. İki gün sürecek olan sempozyumun açılış konuşmasını İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu yaptı.

Göreve geldikleri an itibarıyla her zaman bilimin ışığında hareket etmeyi kendilerine ilke edindiklerini ve bundan hiçbir zaman sapmama konusunda bir yolculuk tasarladıklarını söyleyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

“YENİ KATILIM MODELLERİ GELİŞTİRİYORUZ: Yaptığımız her çalışmada o işin uzmanlarıyla, akademisyenleriyle ve ilgili kurum ve kuruluşlarla düşünmeyi hiç ihmal etmedik. İstanbul gibi nüfusu 20 milyona yaklaşmış, dünyanın en önemli medeniyetlerin birleştiği, buluştuğu bu muazzam kentin başka bir yolculuk tarifi olamaz. Çünkü bir yanıyla da Türkiye’nin göz bebeği, lokomotifi, her şeyi diyebileceğimiz İstanbul’un iki dudak arasından yönetildiğinde nasıl bir duruma düştüğünü hepimiz aslında çok yakinen gözlemledik. Yüz yılın ilk çeyreği ve son çeyreği arasındaki değişim ve o ne yazık ki olumsuz süreç, hepimize ders olmalıdır. Bu manada, bizim şu anda ortaya koyduğumuz dayanışmanın ya da birlikte düşünmenin, beraber hareket etmenin, toplumun her düşünce kesiminin bir araya gelmesini sağlamanın ne kadar önemli olduğunun da ayrı bir göstergesi. Tabii yönetim anlayışımızın temelinde aynı zamanda demokrasi ve katılımcılığın olduğunun da altı çizilmeli. Bu yönüyle katılımcı yöntemler uygulamayı ve yeni katılım modelleri geliştirmeyi de sürekli geliştiriyoruz ve ihmal etmiyoruz.

İSTANBUL PLANLAMA AJANSI’NIN GURURUNU YAŞIYORUZ

Planlamada bu yönüyle hareket etmenin en önemli merkezlerinden birini İstanbul’da kurmuş olmanın, İstanbul Planlama Ajansı markasıyla bunu geliştiriyor olmanın da hem keyfini hem de gururunu yaşıyoruz. Bunun kalıcı bir mekanizmaya dönmesi için büyük gayret içerisindeyiz. Emekleme döneminde olduğunun farkındayız. Kalıcı, kurumsallaşmış ve belediyeye ait bir kurum değil de topluma, kamuya, akademik dünyaya, meslek odalarına, her kesime ait bir kuruma dönüşmesi için de yoğun bir çaba içerisindeyiz. En başından beri arkadaşlarımla konuştuğum ve tasarladığımız süreç, böyle bir süreçtir. Kentsel tasarım projelerinden nazım planlara ve stratejik planlara kadar farklı ölçeklerdeki planlamaları sadece kendi içimizdeki bürokrasi odalarına da sıkıştırmadan, tamamen halka açık, halka dönük, halkın ihtiyaçlarını dinleyen, farklı siyasi düşünceleri de kapsayan ilk an itibarıyla arkadaşlarıma net olarak söylediğimiz şey, ‘Bunu olabildiğince açık, şeffaf yönetim ve toplumun ilgili kesimleriyle mutlak paylaşın, görüşleri alın ve bu ölçekte yürüyün’ dediğimde bugün görüyoruz ki aslında karşılığını büyük oranda almış durumdayız.

İSTANBUL’UN 2100’Ü ACİLEN KONUŞMASI GEREKİYOR: Bu bütüncül, uzun vadeli, katılımcı planlama duygusunun her şeye rağmen farklı düşüncelere sahip olsak da bir noktadan sonra büyük oranda oy birliğine dönüşmesinin, aslında ne kadar doğru bir yol izlediğimizin de bir göstergesi olduğunu ifade etmek isterim. İşte İstanbul Planlama Ajansı tam da bu ihtiyacı karşılama yönüyle güçlenerek büyümeli. Başka bir İstanbul hayalimiz var diyerek hazırladığımız vizyon, İstanbul’un vizyonu 2050 strateji belgesinin de önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette ki bu vizyon belgesi, aynı zamanda yaşayan, gelişime açık, aynı zamanda inovatif ve herkesin katkı sunması gereken, değişen koşullara ve ihtiyaçlara göre de revizyona muhtaç olacağı bildiğin bir gelecek planıdır. 2050 bir an için çok uzak gözüküyor, insanın kulağına öyle geliyor sesi ama aslında ne kadar yakın ve kapıda beklediğini de görüyor durumdayız. Bir kent tarihi açısından artık İstanbul’un 2100’ü acilen konuşması gerektiğini düşünenlerdenim.

HER ADIMIMIZ TÜRKİYE’Yİ DE İLGİLENDİRİYOR

Bu tabii aynı şekliyle yaptığımız her adımın, her uygulamanın sadece İstanbul için olmadığını da biliyoruz. Türkiye’nin tüm kentlerini de ilgilendirdiğini, -hatta buradan ifade etmek isterim ki- İstanbul’un etkisini yakinen yaşayan birisi olarak ortaya koyduğumuz her hamlenin, her duruşun, dünyanın çok büyük kentleri tarafından da takip edildiğini, özellikle yakın coğrafyamıza bu yönüyle çok etkin bir biçimde ilişkili olduğunu, onların bizi takip ederek bizden yön almaya gayret ettiklerini yaşadım ve gördüm. En canlı örneği, Balkan şehirleri ağında kurma çabamı karşılıksız bırakmayan Balkan şehirlerinde 21 şehir olarak başladığımız buluşma şu an 80 kente ulaştı ve Balkan coğrafyasında yılda en az 10-15 kez toplantılar düzenleyen, farklı görüşlerin bir araya gelerek tartışıldığı bir mekanizmanın sadece 2,5-3 yılda oluşmasının da keyfini yaşıyorum. İstanbul böylesi çekim kuvveti yüksek bir kent. O bakımdan global birçok krize, iklim değişikliğinden tutun, göç ve ne yazık ki çevremizde yaşanan savaşlarla ilgili birçok konuda kentlerde yürütülen bu diplomasinin ne kadar önemli olduğunun altını çizmek isterim.

BU ŞEHRİN SEFERBERLİK DUYGUSUYLA YÖNETİLMESİ ŞART: İstanbul’u afetlere dayanıklı hâle getirmek önemli bir çabamız. Doğal afetlerin, pandemilerin, krizlerin yanında deprem, İstanbul gerçeğini planlarken önemli kavramlar. Depremin ne kadar hepimizi ürküttüğünü biliyoruz. Yıkıcı etkilerini en aza indirmek için birlikte çalışmamızın şart olduğunu da biliyoruz. Birlikteliğin sadece bilim insanları, teknik insanlar ya da belediye başkanları ya da belediyeler olmadığını da biliyoruz. İstanbul’un devasa sorununun çözümü, ülkede bir seferberlik duygusuyla, şehirde bir seferberlik duygusuyla yönetilmesinin şart olduğunu bize gösteriyor. Bu duygularımızı sizlerle birlikte, sizlerin de katılımıyla birlikte yaptığımız çalıştaylarda, toplantılarda zaten önümüze konan bir gerçek olmuştu. Bu bütüncül yaklaşımın İstanbul için zaruret olduğunu hem önceki dönem hükümetine ve onun ilgili bakanlıklarına, Şehircilik Bakanı’na hem de bu dönemin yine aynı şekilde ilgili bakanına uzun uzun anlatmayı ve uzun uzun bu talebi onlara iletmeyi kendime sorumluluk edindim.

KİŞİYE YA DA BİR HÜKÜMETE BAĞIMLI OLMAYAN İSTANBUL TARİFİMİZ VAR

Her ne kadar masada bunun çok olumlu karşılandığını görsem de birkaç buluşma ya da birkaç toplantının ardından ne yazık ki yine kendi köşelerine çekilen, kapalı kapılar ardında bir tasarım yapıp hatta bunu bazen kanunlaştırıp Meclis’e taşımayı başarı gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Halbuki mesele o kadar büyük ve o kadar derin ki, bizim anlattığımız prensiplerin içinde herkes var. Kalıcı bir kurumsallaşma, kalıcı bir yapıyı tasarlamak var. Kişiye ya da bir hükümete bağımlı olmayan, bu yönüyle İstanbul’da tarifimiz aynen şudur. Bakanlık, valilik, büyükşehir belediyesi, ilçe belediyesi, meslek odaları, farklı ilgili sektörlerin içinde olduğu, başta finans, yapı sektörü gibi ve katılımcı bir modelle, dinamik bir yapıyla şehrin depremle ilgili kurduğu inisiyatifler, bunların düşündüğü sağlıklı bir kurumsallaşmayla bazen hızlı karar alabilme mekanizmaların da içinde var olduğu şeffaflaşmanın İstanbul’a çok doğru adımlar atmasına sebep olacağını dile getirdiğimiz bir model. Bu modelin elbette yaratıcısı ben değilim. Sadece sözcüsüyüm; yaratıcısı, yaptığımız o bilimsel ve teknik çalıştaylardaki çıktılar. Orada bulunan bilim ve teknik insanlar.

KADINLAR, ENGELLİLER, ÇOCUKLAR, DEZAVANTAJLI GRUPLAR DİKKATE ALINMALI: Biz bu yönüyle meseleye baktık ama yine önümüze bir kanun ve kanun içinde bir başkanlık çıktı ve geldi. Böyle bir talebimiz olmadığını her yerde dile getiriyorum. Bu yönüyle tabii bunun takipçisi olacağız. Bunun düzeltilmesi ve kentin dönüşümü, kentin dayanaklı hâle gelmesiyle ilgili atılacak her adımı en etkin bir şekilde takip edeceğimizi, yorumlayacağımızı hepinizin bilmesini isterim. Biz tabii aynı zamanda yerel yönetim olarak kapsayıcılığı da çok önemsediğimizi, bu yönüyle özellikle kentte yaşayan herkesin içinde olduğu bir yönetim anlayışının başarılı olacağına da inandık hep. Kadınlar, engelliler, çocuklar, dezavantajlı hangi grup varsa o kesimler, mutlak dikkate alınmalı, öncü bir şekilde düşünülmeli dedik. Eşit ve adaletin yalnız hizmet sunumunda değil, politika geliştirmeden başlayarak sosyal demokrat belediyeciliğin her aşamasının yaygın bir şekilde gelişmesini sağlamak olarak kendimize ilke edindik.

KADIN YÖNETİCİLERİN SAYISI ÜÇ KATINA ÇIKTI

Bu yolda özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde mesela kadın yöneticilerin sayısının üç katına çıkması, kadın çalışanlarının sayısını artırmak, meslek gruplarındaki kadın temsiliyetini yükseltmenin aslında kenti düşünürken kadınsız düşünmenin doğru olmayacağını, kadınların, erkeklerin, gençlerin, çocukların yaşadığı bir mekanizmayı, bir ekosistemi ancak onlarla birlikte düşünerek olgunlaştırabileceğimizi bilmenin karşılığı olsa gerek. Aynı şekilde sosyal destek mekanizmalarını, yoksullukla mücadele mekanizmalarını geliştirirken de her yönüyle İstanbul’a bütüncül batmayı ilke edindik. Yine İstanbul’un doğası, ormanları, tarım alanları bizim için öncelikli oldu. Oraların bizim için bir nefes olduğunu, yaşamın belki de kaynağı olduğunu, yaşama tutunmanın odağı olduğunu bilerek bu yönüyle de etkin bir çalışma yürüttük. İstanbul’un tüm canlılar için bir yaşam alanına dönüştürülmesinin yol haritasını ortaya koyduk.

EN ETKİN ŞEKLİYLE TEKNİK İNSANLARLA ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYORUZ: Bu yönüyle hem hazırladığımız İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planı olsun hem çalıştığımız Koru İstanbul Strateji Belgesi olsun; etkin çalışmalar ve bize yol gösterici ve aynı zamanda geleceğe dair de kuvvetli belgelere dönüştü. Ben belediye başkanlığı dönemime başlamadan önce, yani siyasete dahil olduğum an itibarıyla bir yerel yönetici olmayı elbette hedef koyduğumu iyi biliyorum ama o zaman düşünce olarak, kendi bakış açımla doğru olmayan, ters giden bir kısım süreçleri değiştirebilmenin ve değişimin şart olduğunu, aksi takdirde mutlu olamayacağımı bilen bir birey olarak yola çıkmıştım. Ta 2008-2009’lardan bahsediyorum. O zamanki idealim, sadece yaşadığım çerçevede bir iki ilçeyi ilgilendiren bir bakış açısıydı. O an itibarıyla dahi teknik insanlarla çalışmayı, onlarla birlikte düşünmeyi, siyasi dönemimde onlarla birlikte hareket etmeyi ilke edindim. Bugün hepinizle birlikte bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istediğimiz Tayfun’la (Kahraman) da çalışmaya başladığımız dönem, o dönemlerdir. Şimdi belediye başkanı olan Mehmet Çalık, ki bunların hepsi, sizlerin meslek odalarında görev alan arkadaşlarımızdır. Onlarla çalışmaya başladığım dönemler, o dönemlerdir. Hâlâ o anlamda en etkin şekliyle teknik insanlarla, meslek odalarında görev yapan insanlarla ve sizin kurumlarınızla etkin bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.

YAPTIĞIMIZ İŞİN ZOR OLDUĞUNU BİLİYORUZ

İşte Buğra Gökce. Yine burada sayamadığım belki birçok arkadaşım, aynı şekilde bize çok yakın çalışma arkadaşlarımız. Bu yakın çalışma arkadaşlarımızla birlikte uyumlu çalışmayı sürdürebilmenin, benim en büyük teminatım ve belki en kritik anlarda yanlışı engelleyen, bize doğruyu göstermekteki ısrarlı duruşlarının çok önemli olduğunu yaşayan bir belediye başkanıyım. Bunu bütün belediye başkanı arkadaşlarıma da dönem dönem tavsiye etmişimdir. Bazen teknik insanlar, siyaset sahasında ürkütücü gelebiliyor ya da onlarla uyumlu çalışmayı tariflemekte zorlanan insanlar olabiliyor. Zaten yaptığımız işin zor olduğunu biliyoruz. Yani bir kenti yönetmek, bir kente dair geleceği planlamak, hele hele İstanbul ise mevzu, hele hele medeniyetin beşiği Anadolu, Trakya gibi bir coğrafyada yaşıyor ve buna sorumlulukla bakıyorsanız zaten işiniz zor. O zor insanlar aslında aklı ve bilimi önüne koyan, çok detaylı düşünen insanlardır. Onları bu kavramlarıyla yolculuğu tasarlayabilme kabiliyetidir iyi yönetici olmak.

BÜYÜK UMUTLARLA YOLCULUĞUMUZA DEVAM EDİYORUZ: O bakımdan ben kendi yolculuğumu bu anlamda böyle tarifliyorum ve bunları hiç sapmadığımı, sapmayacağımı, işimi kolaylaştırmaya devam edeceğimi de biliyorum. Kolaylaştırmanın modelini de o işi bilen, hayatını o işe adamış insanların görüşlerinden maksimum oranda faydalanmaktan geçtiğini de biliyorum. Katılımcılığı da öyle tarifliyorum aslında. İstanbul meselesinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim elbette. İstanbul’a yapılan tahribatı, ihmal edilen işlerin hayatımızı nasıl sıkıntıya soktuğunu, aslında İstanbul’un çok kolay hayatı kolaylaştırıcı metotların hayata dahil edilebileceğini, dünyanın en güzide şehirlerinden hâlâ birisi olabileceğini içine girdikten sonra daha net görüyorsunuz ve bir yanıyla pişmanlık, bir yanıyla da çok büyük umutlarla dolu oluyorsunuz. Pişmanlık şu, niçin biz bu işi başaramadık diye geçmişe dönüp düşünmekten kendimi geri alamıyorum ama bir yanıyla da barındırdığı fırsatlarıyla da geleceğe dair büyük umutlarla yolculuğumuza devam ediyoruz.

İSTANBUL’A MUHAFIZLIK YAPIYORUZ

Şunu ifade edeyim. İstanbul’da şu anda yaptığımız belediye başkanlığının ya da talip olduğumuz süreçlerin İstanbul’un doğasına, canlılarına, tarihine ve barındırdığı insanların yaşam zenginliklerine sahip çıkmanın, geleceğe bunu taşımanın, eşitliğin, kardeşliğin, bir arada yaşamanın, barışın, huzurun, demokrasinin her türlü bu tarz ilkeleri kapsadığını görüyorum. Bugüne dair de gerçekten İstanbul’a muhafızlık yaptığımızı da ifade edeyim. Yani İstanbul’un çok güçlü bir muhafızlığa ihtiyacı vardır. Çarpıcı bir örnek. Bugün sabaha karşı bir yıkımı takip ettim. Yani İstanbul’da bir işgalciyi ya da işgal noktasını yıkmanın bile ne yazık ki devletin bazı kurum ve kuruluşlarıyla eş güdümlü değil, hani onları da bazen haberdar etmeden yıkımı yapmanın gerçek olduğu bir ortamdayız. Çünkü bazen bazı kamu birimleri, kamunun hamlelerini değil de birkaç kişinin konumunu kollamayı kendine ilke ediniyorlar.

ÜSKÜDAR’DA BİR KAFEYİ 3 SENEDİR YIKAMIYORUZ

Çarpıcı bir örneği paylaşmak isterim. Bu çok önemli. Bence her şeyin tarifi burada yatıyor. Üsküdar’da tarihi Kuşkonmaz Camii’nin hemen yanında bir virüs gibi orayı kaplamış bir kafeteryayı 3 senedir yıkamıyoruz. Yani biz bir bölümünü yıkarken basına da yansıdı, 200-250 tane garibin polisimizi oraya diken anlayışla dahi mücadele ediyoruz. Bir bölümünü yıktık, bir bölümü duruyor ve daha acısını söyleyeyim. Biz burayı yıkmaya çalışırken, oraya işlem yapmaya gayret ederken ha bire yargı yoluyla nasıl engellendiğimizi, daha da ileri gideyim, bu yargı yoluyla engellendiğimiz dönemde İstanbul’u yönetmeye talip olduğunu duyduğumuz bir kısım arkadaşlar, bakanlıkta Boğaz’ın dibindeki yere planla imarlı hâle getirme çabasını dahi yaşadık.

UMARIM TÜRKİYE’YE LAYIK BİREYLER OLURUZ

Bir büfenin olduğu yer. Bu nasıl bir çabadır, bu nasıl bir bakış açısıdır? Kente bu gözle bakan ve iki dudak arasından çıkan sözleri emir telakki kabul edip yapmaya gayret eden insanlardan Allah bu şehri korusun. Biz ise tam aksine bunlara karşı duran ve bu şekliyle hak, hukuku koruma konusunda mücadelede gözünü kırpmadan doğruları yapma gayreti içerisinde olan insanlar olmaya gayret edeceğiz. Bu prensiplere layık olmaya çalışacağız. Umarım yanlış yapmayız. Umarım hatalarımızı en aza indirerek süreçleri yönetip İstanbul’a layık, Türkiye’ye layık, Cumhuriyetimizin 100 yıllık geleceğine layık bireyler oluruz. Bu nedenle yaptığınız sempozyumu da çok kıymetli buluyorum. Verimli tartışmaların olacağını biliyorum. Hepinize başarılar dilerim. Çıktıların da bize rehber olmasını dilerim.”

0
be_endim
Beğendim
0
dikkatimi_ekti
Dikkatimi Çekti
0
do_ru_bilgi
Doğru Bilgi
0
e_siz_bilgi
Eşsiz Bilgi
0
alk_l_yorum
Alkışlıyorum
0
sevdim
Sevdim
Siyasette değişim şarttır

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Hedera Güncel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!